Bir narsisistik yapıya sahip kişi için terk edilmek ya da aldatılmak,
sadece bir ilişkinin bitmesi değildir —
kendiliğin çöküşüdür.
Neden mi?
Çünkü narsisistik yapıdaki kişi, sevdiği insanla füzyon hâlindedir.
Yani kendilik sınırları tam olarak oluşmamıştır;
“Sen” ve “Ben” arasındaki çizgi siliktir.
Sevdiği kişi, onun benlik bütünlüğünün bir parçasıdır.
Bu yüzden o kişi beklenmedik biçimde aldatıldığında ya da terk edildiğinde,
aslında sevgilisini değil, kendiliğinin bir kısmını kaybeder.
Beyin bunu “terk edilmek” olarak değil, “yok olmak” olarak algılar.
“O gittiğinde ben de çöktüm.”
“Dünyam bitti.”
İşte bu sözler, bir kaybın değil, bir çözülmenin
ifadesidir.
Kohut’un dediği gibi, bu noktada kişi artık ötekinin sevgisini değil,
kendiliğini bir arada tutan ayna imgesini kaybetmiştir.
Bu yüzden inkar başlar.
Kimi “o beni aslında hâlâ seviyor” der,
kimi yaşananı hiç olmamış gibi davranarak bastırır.
Çünkü gerçekliği kabul etmek, “ben yokum” hissini tetikler.
Terk edilmenin acısı,
aslında “birlikte olduğumuz o füzyon hâlinin çöktüğünü” kabullenememektir.
Ve kişi, kendini yeniden kurana kadar —
yani “sen olmadan da varım” diyebileceği içsel gücü
bulana kadar —
o enkazın içinde yaşar.